
POLSAM Dış Politikalardan Sorumlu YK Üyesi
Türkiye’nin savunma sanayinde son dönemde sağladığı ilerleme, yalnızca teknolojik yeterlilikteki bir artış olarak yorumlanmamalıdır. Yaşanan bu gelişim ve ilerlemeler, Türkiye’nin dış politika vizyonunda yaşanan çok boyutlu dönüşümün pratik bir yansımasını ortaya koymaktadır. Türk Havacılık ve Uzay Sanayi (TUSAŞ) tarafından geliştirilen beşinci nesil milli muharip uçağı KAAN’ın Endonezya’ya ihraç edilmesine yönelik uzlaşı (TRT Haber, 2025), bu dönüşümün hem sembolik hem de stratejik boyutunu gözler önüne sermektedir. Bu gelişme, salt bir askeri teknoloji aktarımından ibaret olmayıp, Türkiye’nin uluslararası sistemde artan etkinliğini ve kendine biçtiği yeni rolü temsil eden bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Endonezya ile tesis edilen bu askeri-teknolojik iş birliği, Türkiye’nin Asya-Pasifik bölgesine yönelik derinleşen çok yönlü angajmanının somutlaşmış bir örneğidir diyebiliriz. Güneydoğu Asya’nın nüfus bakımından en büyük devleti olan ve aynı zamanda G20 ile İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) gibi platformlarda ağırlığı hissedilen Endonezya ile kurulan temaslar, ekonomik kazanımların ötesinde, normatif yakınlıklar ve bölgesel güç projeksiyonlarıyla da şekillenmektedir. Türkiye açısından bu iş birliği, savunma sanayini sadece ekonomik bir sektör değil, aynı zamanda stratejik ve diplomatik bir araç olarak kullanma pratiğinin parçası olarak görülebilir.
KAAN’ın ihracatı, Türkiye’nin uzun vadeli dışa bağımlılığı azaltma politikalarının geldiği noktayı göstermesi açısından ciddi önem arz etmektedir. Yüksek teknolojili sistemlerin ihracı, sadece üretim kabiliyetinin varlığıyla eş değer tutularak eksik bir analiz yapılmamalıdır. Bu tarz ihracatlar aynı zamanda alıcı ülke ile kurulan stratejik güven ilişkisiyle de doğrudan ilişkili olmaktadır. Endonezya’ya yapılması planlanan satış, taraflar arasında güvene dayalı bir savunma ortaklığının gelişmekte olduğuna ciddi bir işaret olarak görülmektedir. Bu gelişme, Türkiye’nin savunma sanayini bir dış politika enstrümanına dönüştürme stratejisinin başarıyla uygulandığını ve dış politikasının giderek daha bağımsız ve çok kutuplu bir düzleme oturduğunu da göstermektedir.
Türkiye’nin KAAN gibi ileri düzeyde platformları ihraç edebilmesi, küresel savunma pazarındaki rekabet gücünü de artırırken, elini de ziyadesiyle güçlendirmektedir. Çin, Güney Kore ve Fransa gibi aktörlerin benzer sistemlerle yer aldığı bu rekabet ortamında Türkiye’nin yerli ve milli üretim kapasitesine dayalı bir alternatif sunabilmesi salt bir teknolojik bir başarı hikayesi değil, aynı zamanda uluslararası arenada savunma sanayi diplomasisinde ciddi bir güç kazanımı anlamına da gelmektedir. Bu durum, Türkiye’nin “merkez ülke” olma stratejisini yalnızca jeopolitik düzlemde değil, teknolojik yeterlilik temelinde de desteklemektedir.
Toparlayacak olursak, KAAN’ın Endonezya’ya ihracı yalnızca bir askeri satış olarak değerlendirilmemelidir. Türkiye’nin dış politika enstrümanlarının çeşitlenmesi ve savunma sanayinin stratejik derinlik kazanması bağlamında okunması daha doğru olabilir. Bu tür gelişmeler, devletlerin uluslararası sistemdeki konumlarını pekiştirmede savunma teknolojilerini nasıl etkin biçimde kullanabildiklerinin örneklerini sunmaktadır. KAAN, bu bağlamda, yalnızca bir hava aracı olmaktan ziyade, Türkiye’nin yükselen güç profilinin ve bölgesel liderlik iddiasının sembolik taşıyıcısıdır.
Kaynakça
TRT Haber (2025). Cumhurbaşkanı Erdoğan: KAAN Endonezya’ya ihraç edilecek. https://www.trthaber.com/haber/gundem/cumhurbaskani-erdogan-kaan-endonezyaya-ihrac-edilecek-910109.html. (Erişim Tarihi: 11.06.2025).
Fotoğraf: Anadolu Ajansı
POLSAM | POLİTİK STRATEJİLER ARAŞTIRMA MERKEZİ