SOSYOEKONOMİK EŞİTSİZLİK VE ÇOCUK SUÇLULUĞU: YAPISAL BİR ANALİZ

Fatmanur SUBAŞI

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, İktisat, Yüksek Lisans

Sosyoekonomik eşitsizlik, yalnızca gelir ve servet farklılıklarının değil; aynı zamanda bireylerin fırsatlara, eğitime, sağlığa ve sosyal sermayeye erişimindeki dengesizliklerin de belirleyici olduğu çok boyutlu yapısal bir sorundur. Bu eşitsizlik, yalnızca bireylerin yaşam kalitesini değil, aynı zamanda toplumsal uyum, sosyal adalet ve güvenlik gibi makro düzeydeki değişkenleri de derinden etkiler. Özellikle çocuklar açısından kırılgan bir zemin yaratmakta; suçla karşılaşma, suça yönelme ya da suça sürüklenme riskini artırmaktadır. Bu çerçevede, sosyoekonomik eşitsizliğin çocuk suçluluğu üzerindeki etkisi, yalnızca bireysel düzeydeki yoksulluk veya eğitim eksikliğiyle değil, daha çok bu bireysel sonuçlara yol açan yapısal koşullarla analiz edilmelidir. Çocukların suç işlemesine neden olan faktörler, doğrudan ve dolaylı olarak toplumsal eşitsizliklerle bağlantılıdır ve bu durum hem ekonomik hem de sosyal açıdan zincirleme etkilere yol açtığını söyleyebiliriz. Bu analiz, Türkiye özelinde, bu yapısal sorunun çocuk suçluluğu üzerindeki etkilerini iktisadi bir çerçevede tartışmaktadır. 

Yapısal eşitsizliklerin çocuk suçluluğu üzerindeki etkisi birkaç temel mekanizma üzerinden işler. Düşük gelirli veya marjinalize edilmiş aile yapıları çocukların temel ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kalabilir. Bu yetersizlikler, çocukların fiziksel ve psikolojik gelişiminde bozulmalara neden olmakta, okul devamsızlığı ve başarısızlığı gibi risk faktörlerini artırmaktadır. Nitekim araştırmalar, düşük sosyoekonomik düzeydeki ailelerden gelen çocukların okul terk oranlarının yüksek olduğunu ve bu durumun suça yönelimle pozitif korelasyon gösterdiğini ortaya koymaktadır. Eğitim sistemine entegre olmayan çocuklar, sosyal dışlanma duygusunu daha yoğun yaşayarak alternatif kimlik ve aidiyet arayışına girmekte, bu da suç örgütleri veya suça meyilli gruplar tarafından kolayca manipüle edilebilecek bir zemin oluşturmaktadır.

Bu doğrultuda Türkiye’de gelir dağılımındaki eşitsizliğe baktığımızda son yıllarda artma eğiliminde olduğunu görüyoruz. TÜİK verilerine göre 2023 yılında Gini Katsayısı 0.42 seviyesine yükselmiş; bu artış, gelir eşitsizliğinin belirginleştiğini göstermiştir. Aynı dönemde çocukların karıştığı adli vakalarda ve özellikle mala karşı işlenen suçlarda belirgin bir artış gözlenmiştir. (Adalet Bakanlığı, 2024). Bu veriler, sosyoekonomik dengesizlik ile çocuk suçluluğu arasındaki ilişkiyi doğrular niteliktedir.

İktisat kuramı açısından değerlendirildiğinde, suça sürüklenme süreci fırsat maliyeti kavramı çerçevesinde açıklanabilir. Yoksul ya da dezavantajlı bölgelerde yaşayan çocuklar için eğitim alma, mesleki beceri edinme veya kayıtlı istihdam olanaklarının sınırlılığı; yasa dışı faaliyetlerden elde edilecek kısa vadeli getirileri daha cazip hale getirmektedir. Yani bu çocuklar açısından suç, ‘’alternatifsizliğin rasyonel sonucu’’ haline gelebilmektedir. Özellikle kentlerin periferisindeki düşük gelirli mahallelerde bu durum daha görünür hale gelmektedir.

Sosyoekonomik eşitsizlik yalnızca gelir yetersizliği ile sınırlı değildir. Eğitim sistemindeki başarısızlık, sosyal dışlanma, mekânsal segregasyon ve kültürel sermaye yoksunluğu da çocuk suçluluğuna giden sürecin belirleyici değişkenleri arasında yer almaktadır. Türkiye’de eğitime erişimdeki bölgesel farklar, okul terki oranları ve mesleki eğitimdeki yetersizlikler çocukların insan sermayesi birikimini engellemekte, bu da oranların suç ekonomisine entegrasyon riskini artırmaktadır. Nitekim OECD verileri Türkiye’nin genç işsizlik oranının (%23,6) OECD ortalamasının (%11,4) iki katına yakın olduğunu göstermektedir. (OECD, 2024).

Öte yandan yapısal eşitsizlik sadece bireysel sonuçlar doğurmamakta, toplumsal düzeyde de maliyet yaratmaktadır. Çocuk suçluluğu uzun vadede iş gücü piyasasında verimlilik kaybına, sosyal güvenlik sisteminde yük artışına ve kamu güvenliği harcamalarında ciddi artışlara neden olmaktadır. Bu anlamda çocuk suçluluğu, iktisadi büyüme ve toplumsal refah açısından da negatif dışsallık oluşturmaktadır.

Bu çerçevede çözüm önerileri de iktisadi zeminde şekillenmelidir. Öncelikle gelir dağılımındaki eşitsizliği azaltıcı vergi politikaları ve sosyal transferler artırılmalıdır. Bölgesel kalkınma politikaları, özellikle doğu ve güneydoğu illerinde çocukların eğitime erişimini artıracak yatırımları öncelemelidir. Kent içi mekânsal eşitsizlikleri gidermeye yönelik kentsel dönüşüm projeleri, çocukların informal ağların etkisinden çıkarılmasına katkı sunabilir. Ayrıca mesleki eğitim ve genç istihdam programları, uzun vadede suça yönelme fırsat maliyetini yükseltecek temel araçlardır. 

Sonuç olarak, Türkiye’de çocuk suçluluğu sorunu, yalnızca bireysel ve ailevi koşullarla değil; yapısal ve iktisadi eşitsizliklerle de derinleşmektedir. Dolayısıyla çözüm önerileri mikro değil, makro düzeyde; birey odaklı değil, sistem odaklı olmalıdır. Aksi takdirde bu kısır döngü, toplumsal maliyetleri artırarak sürdürülebilir kalkınma hedeflerini tehdit etmeye devam edecektir.

Kaynakça

Adalet Bakanlığı. (2024). Adli İstatistikler 2023. Ankara: Adalet Bakanlığı Yayınları.

Becker, G. S. (1968). Suç ve ceza: Ekonomik bir yaklaşım. Politik ekonomi dergisi, 76(2), 169-217.

OECD. (2024). Youth unemployment rate (indicator). Retrieved June 20, 2025, from https://data.oecd.org/unemp/youth-unemployment-rate.htm

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK). (2024). Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması 2023. Ankara: TÜİK Yayınları.

Yazar Editör

Diğer Yazımız

NORM ÇÖKÜŞÜ: KÜRESEL DÜZENİN DAĞILIŞI

Hasan BİRGÜL Dış Politika Araştırmacısı Küresel siyasette son dönemde yaşananlar, artık tek tek krizlerle açıklanamayacak …