AVRUPA BİRLİĞİ’NİN YARINI: EKONOMİ VE GÜVENLİK SORUNSALI

Alperen ÇİLDİR

ESOGÜ Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa kıtasındaki bozulmuş düzeni yeniden tesis etmek amacıyla 1951 yılında oluşturulan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT), 1992 yılında Avrupa Birliği (AB) adını almış ve günümüzde en önemli ulusüstü kurumlardan biri haline gelmiştir. 2025 itibariyle 27 üyesi bulunan AB’ye Türkiye başta olmak üzere Ukrayna, Sırbistan ve Bosna Hersek gibi birçok ülke üyelik için başvurmuştur. Avrupa Birliği ülkeleri; ekonomik, siyasi, sosyal, enerji, kültürel alanlar gibi alanlarda ortak politikalar izlerler. Ortak bir parlamento ve ortak bir bütçeye sahip olan bu kurum, devletlerin egemenliğinin ulusüstü bir sisteme devredilmesi sebebiyle eleştirilen bir yapıya sahiptir.

Bütçe Krizi

2023 yılı verilerine göre AB bütçesine en çok katkı sağlayan üç ülke Almanya, Fransa ve İtalya olurken; bu bütçeden en çok faydalanan ülkeler ise Polonya, Romanya ve Belçika olarak belirlenmiştir. Belirli ülkelerin bütçeye faydalandığından daha çok katkı sağlaması ülkeler arasında tartışmalara yol açmıştır. Bunun en belirgin örneği 2009 Yunanistan krizidir. AB, Yunanistan’daki ekonomik çöküşü engellemek amacıyla çeşitli ekonomik paketler oluşturmuş ve birlik içerisindeki birçok ülke bu destek paketlerine karşı tepkilerini dile getirmiştir. Bu gibi durumlar üye ülkeler arasında bütçedeki mali dengesizlikler üzerinden tartışmaları ve eşitsizlikleri öne çıkarmaktadır.

İlk Ayrılık: Brexit

2010’lu yıllarda Birleşik Krallık siyasetinde AB’ye yönelik eleştiriler yer aldı. Ekonomik problemler ve egemenlik ihtiyacının ön plana çıktığı bu eleştiriler ciddi karşılık buldu ve popülist söylemlerin de artmasıyla Haziran 2016’da referandum yapıldı. Referandumda halk, neredeyse %52 oyla AB’den ayrılmayı tercih ederek Brexit sürecini başlattı. Brexit sürecinde Birleşik Krallık’ın AB bütçesine büyük katkılarda bulunduğu ancak karşılığını alamadığı söylemleri konuşuldu. Bu durumun özellikle Birleşik Krallık ekonomisine zarar verdiğini dile getiren kampanyalar ve propagandalar halk tarafından benimsendi.

Aynı zamanda AB’nin devletler üzerindeki siyasi otoritesi ve kuralları, Birleşik Krallık’ın egemenlik haklarına yönelik endişelerini artırdı ve Brexit sürecindeki önemli etkenlerden biri haline geldi. Son olarak Ocak 2020 tarihinde Birleşik Krallık, AB’den ayrıldı. Bu ayrılık her iki taraf açısından da ciddi zararlara yol açmıştır. Diğer yandan Birleşik Krallık’ın gerekçeleri göz önüne alındığında AB’nin geleceği ve bütünlüğü sorgulanmaya başlamıştır. AB tarihindeki ilk ayrılık olan Brexit’in, diğer ayrılıkları tetikleyerek negatif spill-over etkisi yaratma endişesi artmıştır.

Rusya-Ukrayna Savaşı

2010’lu yıllarda Rusya’nın Kıta Avrupası’na tehdidi Kırım işgali sonrasında gözle görülür hale gelmiştir. Ukrayna başta olmak üzere Doğu Avrupa ülkeleri güvenlik kaygıları yaşarken, 2022 yılında Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırıları bölgesel bir savaşa dönüşmüş ve kaygıları artırmıştır. Ukrayna’nın Batı dünyası ile yakınlaşmasını tehdit algılayan Rusya’nın bu saldırıları, AB’nin güvenlik ve savunma politikalarını gözden geçirmesine sebep olmuştur. AB’nin bir güvenlik örgütü olmaması sebebiyle kurumsal bir ordusu da bulunmazken, NATO ve bölgesel güçler ile iş birliği yapılarak güvenlik endişeleri giderilmeye çalışılmıştır. Ancak Rusya’nın bölgedeki rolü sebebiyle birçok AB ülkesi kendisini halen tehdit altında hissetmektedir. AB’nin son yıllardaki kolektif savunma ve iş birliği girişimleri mevcut olsa da NATO haricinde askeri bir savunma mekanizması bulunmamaktadır. Savaşın başlamasının ardından Rusya’nın komşuları olan Finlandiya 2023’te, İsveç ise 2024 yılında NATO üyesi olmuştur.

Savaşın başlamasıyla Batı ülkelerinin Rusya’ya uyguladığı yaptırımlar; çeşitli markaların ülkeden ayrılmasına, ödeme sistemlerinin engellenmesine ve ticaretin yavaşlamasına sebep olmuştur. Buna karşılık Rusya, Avrupa ülkelerine sağladığı doğalgaz arzını kısmen yavaşlatmış ve kesmiştir. AB ülkelerinin Rusya doğalgazına bağımlı olması, kıta üzerinde ciddi bir enerji krizine yol açmıştır. Bunun üzerine AB, yenilenebilir enerji ve LNG gibi farklı seçeneklere yönelmiş, Rusya’ya olan bağımlılık büyük ölçüde azalmıştır. 2021 yılında %40 civarında olan bağımlılık oranı, 2024 yılında %19’a düşmüştür. Enerji alanında olumlu girişimler devam etse de Rusya-Ukrayna savaşının AB’ye maliyeti oldukça yüksek olmuş ve ekonomilerin yavaşlamasına, fiyat artışlarına ve tedarik zincirinde sorunlar yaşanmasına sebep olmuştur.

Göçmen Krizi ve Avrupa Kimliği

2010’lu yıllardan itibaren dünyanın çeşitli ülkelerinden Avrupa kıtasına yaşanan yoğun göçler, AB’nin ekonomik ve sosyal yapısının değişmesine sebep oldu. Ekonomik anlamda göçmen işçilerin varlığı ve artan nüfus maliyetinin ortaya çıkmasıyla mali dengesizlikler yaşandı. Almanya, Fransa, Yunanistan başta olmak üzere birçok AB ülkesinin göçmenlere yönelik harcamaları arttı. Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılmasını tetikleyen sebeplerden biri haline geldi. Özellikle kontrolsüz göçlerin, Avrupalı kimliğine zarar verdiği tartışmaları ortaya çıktı. Bu bağlamda ülkelerdeki güvenlik sorunları da gündeme geldi. Birçok AB ülkesi göçmenler konusunda fikir ayrılığı yaşadı; Almanya göçmenleri ülkeye kabul ederken, Macaristan ve Polonya gibi ülkeler bu konuda daha temkinli davrandı. Henüz ortak bir göç politikası oluşturamamış olan AB’de göçmen krizleri devam etmekte ve ülkelerde göçmen karşıtlığı, İslamofobi ve aşırı sağ görüşlü partiler yükselişe geçmektedir. Bu durum AB içerisindeki bütünlüğü olumsuz etkilemektedir.

Son yıllarda istikrarsız hale gelmeye başlayan ve jeopolitik önemin git gide arttığı dünyadaki sorunlardan Avrupa da kendi payına düşeni almaktadır. Devletlerden daha üstün bir yapısı olan Avrupa Birliği, sorunları kolektif bir şekilde çözmeyi amaçlamaktadır. Ancak yaşanan sorunların derinliği, büyüklüğü ve önemi, devletlerin halen önemli bir noktada olduğunu göstermektedir. Bu çerçevede gerek egemenliğin devredilmesinin gerekse güvenlik ve savunmanın ulusüstü bir yapıya bırakılamayacak kadar hayati bir mesele olduğu tekrar ön plana çıkmıştır. Dolayısıyla devletlerin halen siyaseti ve politikayı belirleyici temel aktörler olduklarını söylemek mümkündür. Avrupa Birliği ülkelerinin örneklerde verildiği üzere birçok önemli konuda fikir ayrılıklarına düşmesi ve kendi politikalarına öncelik vermesi de bunu kanıtlar niteliktedir. Hayatta kalma mücadelesinin arttığı ve tehdit unsurlarının çoğaldığı şu günlerde, bu kolektif yapının korunması ve sürdürülebilirliği Avrupa kıtası için son derece önemlidir. Birleşik Krallık’ın da ayrılmasıyla daha çok konuşulan Avrupa Birliği’nin geleceği, henüz aydınlık bir noktaya erişememiştir.

Kaynakça

https://www.consilium.europa.eu/en/infographics/where-does-the-eu-s-gas-come-from/ Erişim: 21.06.2025

https://www.euronews.com/business/2024/12/09/eu-budget-who-pays-the-most-into-the-eu-and-who-gains-the-most? Erişim: 21.06.2025

Bardakcı, M. (2025). Rusya-Ukrayna Savaşı ve Avrupa Güvenliğine Etkileri. Bölgesel Araştırmalar Dergisi, 9(1), 40-61.

Batı, G. F. (2024). Avrupa Birliği-Rusya İlişkileri ve Karadeniz Jeopolitiği. Anadolu Strateji Dergisi, 6(1), 29-36.

Çelik, S. (2022). 2022 RUSYA’NIN UKRAYNA’YI İŞGALİ: AB ENTEGRASYONU İÇİN YENİ DÖNEM. Uluslararası Anadolu Sosyal Bilimler Dergisi, 6(2), 521-533.

Dağdelen, İ. (2011). Avrupa Bütünleşme Sürecinde Yunanistan’ın Borç Krizi. Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi. 10(2). 1-26.

Özbek, Y. E. (2024). Brexit ve Avrupa Birliği’nin Geleceği. EURO Politika, 1(20), 31-49.

Fotoğraf: Anadolu Ajansı

Yazar Alperen Çildir

Diğer Yazımız

ALTIN FİYATLARINDA ENFLASYONUN ETKİSİ

Sema Suzan BAŞARAN İskenderun Teknik Üniversitesi, Ekonomi ve Finans Bölümü Altın, tarih boyunca hem değer …