KUR’AN-I KERİM’ DE SAVAŞ ETİĞİ VE KISAS: ADALETİN TAHSİSİ VE KORUNMASI

Özgür VURAL

Bilim Uzmanı

İslam düşüncesinde savaş, bir amaç değil; zulmü durdurmak, inanç özgürlüğünü sağlamak ve nefsi müdafaa yapmak için başvurulan zorunlu bir araçtır. Kur’an-ı Kerim, savaşı mutlak bir şiddet sarmalından çıkarıp “hukuki ve ahlaki” bir çerçeveye oturtmuştur. Bu çerçevenin iki temel dayanağı vardır. Bunlardan biri savaşın sadece meşru müdafaa ile sınırlandırılmasına ilişkin olup; diğeri ise cezalandırmada adaletin sağlanması olarak karşımıza çıkmaktadır. Adaletli bir cezalandırma usulü olarak da kısas kavramının ön plana çıkmakta olduğu görülmektedir.

1. Savaşın Meşruiyet Zemini: Savunma ve Fitneyi Önleme

Kur’an’da savaş izni, yalnızca Müslümanların zulme uğraması ve yurtlarından çıkarılması doğrultusunda verilmiş bulunmaktadır. Öyle ki Hac Suresi 39. ayet, bu durumun hukuki gerekçesini netleştirir:

“Kendilerine savaş açılan Müslümanlara, zulme uğradıkları için savaşma izni verildi.”

Savaşın temel amacı; kargaşayı, baskıyı ve fitneyi ortadan kaldırmaktır. Ancak bu süreçte Kur’an-ı Kerim’de, haddi aşmama gerekliliği oldukça katı bir kural olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durum ise Bakara Suresi 190. Ayette şu şekilde açıklanmıştır;

“Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın; fakat aşırı gitmeyin (haddi aşmayın). Şüphesiz Allah aşırı gidenleri sevmez.” (Bakara, 190)

2. Kur’an-ı Kerim’de Emredilen Savaş Etiği İlkelerine Uluslararası Perspektiften Bakış

Kur’an’ın koyduğu sınırlar ve Hz. Peygamber’in (sav) uygulamaları, modern “Cenevre Sözleşmeleri“nin tarihsel öncüsü niteliğindedir. Bu etik ilkeleri 4 ana başlık altında değerlendirerek özetlemek mümkündür.

  • Sivillerin Dokunulmaz Olması: Sadece bizzat savaşanlarla çarpışılır. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve din adamları hedef alınamamaktadır.
  • Çevre ve Mülkiyetin Korunması: Ağaçların kesilmesi, ekinlerin yakılması ve hayvanların telef edilmesi yasaklanmıştır.
  • Esirlere İnsani Muamele: Muhammed Suresi 4. ayet, savaş esirlerinin ya karşılıksız ya da fidye ile serbest bırakılmasını teşvik etmektedir.
  • Barış Çağrısına Yanıt Verme: “Eğer onlar barışa yanaşırlarsa, sen de ona yanaş.” (Enfal, 61) ayeti, diplomasiyi askeri zaferin önüne koymaktadır.

3. Kısas Kavramı: Cezada Orantılılık

Kısas, genellikle sadece “intikam” olarak algılansa da, Kur’an’daki anlamıyla “denklik” ve “sınırlandırma” anlamını taşımaktadır. İslam öncesi Arap toplumunda bir kişiye karşılık kabilelerin birbirini yok ettiği sınırsız kan davalarına karşı Kur’an, cezayı sadece suçluyla ve işlenen suçun miktarıyla sınırlandırmıştır.

Bakara Suresi 179. ayetteki “Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır” ifadesi, bu ilkenin toplumsal kargaşayı önleyici ve caydırıcı gücüne işaret etmektedir.  Burada önemli olan ve dikkat edilmesi gereken husus; savaş hukukunda kısasın, düşmanın yaptığı bir haksızlığa karşı verilecek tepkinin, o haksızlığı aşmaması zorunluluğunu açıklandığını anlamlandırabilmektir. Öyle ki adil bir düzen için kısas ile muamele şart koşulmuştur. Adil bir düzende hayat vardır. Adil bir düzen, hem toplumsal huzuru sağlamak hem de meşru bir sistem oluşturmak için oldukça büyük önem arz etmektedir. Kur’an-ı Kerim’de zalimlerin zulmüne karşı bile aşırı kaçılmaması gerekliliğinin vurgulanması, adalet duygusunun ne kadar ince bir çizgide hayat bulmakta olduğunu gözler önüne sermektedir.

Sonuç

Kur’an-ı Kerim’deki bahse göre savaş ve kısas kavramı, şiddeti kutsayan bir anlayıştan ziyade, şiddeti disipline eden ve adaleti tesis eden bir “hukuk manifestosu” olarak yorumlanabilmektedir. Kısas ilkesi cezalandırmada aşırılığı önlerken, savaş etiği de çatışma ortamında insan onurunu korumayı hedeflemektedir.

Kısas haksızlığa karşı aynı oranda tepki verme anlamına gelen adaleti sembolize eden bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Öyle ki günümüzde kısas çok daha temel ve sığ olarak anlaşılmaktadır. Hâlbuki kısas; ince nüansları ve derinlikleri olan çok dikkat edilmesi gereken bir detay olarak oldukça mühim bir kavramdır. Görülmektedir ki kısas kavramı, zulmün her türlüsünü cezalandırmaktan çok zulmün her türlüsünden kaçınılmasına kapı açmaktadır.

Kur’an-ı Kerim savaştan değil barıştan, huzurdan ve birlikten yana olunması gerekliliğine vurgu yapmaktadır. Olası kargaşaları önlemek için ise en adaletli yolun en dikkatli şekilde takip edilmesi gerekliliğini ön plana çıkarmaktadır. Bu ana temanın oldukça kıymetli bir yaklaşım olduğu günümüz güncel küresel siyaset ortamına bakıldığında çok daha net anlaşılmaktadır.

KAYNAKÇA

Ebu Yusuf (798) Kitabü’l-Harac (Türkçe Çeviri: Ötüken Neşriyat).

Hamidullah, Muhammed (2014). İslâm’da Devlet İdaresi (İlk Fransızca Basım: 1935; Türkçe Güncel Basım: Beyan Yayınları).

Kur’an-ı Kerim. Bakara 178-179, 190-193; Hac 39; Enfal 61; Nahl 126.

Özel, Ahmet (1982). İslam Hukukunda Savaş ve Maddi Karakteri (İz Yayıncılık).

TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA) (2002). “Savaş” Maddesi (Cilt: 36, Sayfa: 188-192) ve “Kısas” Maddesi (Cilt: 25, Sayfa: 487-491).

Yaman, Ahmet (1998). İslam Devletler Hukuku: Savaş Etiği (Nobel Akademik Yayıncılık).

Fotoğraf: Anadolu Ajansı

Yazar Özgür Vural

Diğer Yazımız

GÖRÜNMEYEN ÇÖKÜŞ: ORTA SINIFIN SESSİZ KRİZİ

Ceyda YILMAZ Balıkesir Üniversitesi, Uluslararası Ticaret Bölümü Orta sınıf… Bir zamanlar toplumun dengesi, umut ve …