
Libya, yüzölçümü bakımından Türkiye’den yaklaşık olarak bir buçuk kat daha büyüktür. Buna karşın ülke nüfusunun yaklaşık 5 milyon civarında olduğu bilinmektedir. Ülke topraklarının büyük bölümünün çöllerle kaplı olması, Libya’nın diğer ülkelerle olan ilişkilerinin tarihsel süreçte sınırlı kalmasına neden olmuştur.
Libya’nın tarihsel gelişimine bakıldığında, Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetine girdiği dönem önemli bir dönüm noktasıdır. Avrupa’ya olan coğrafi yakınlığı nedeniyle Afrika’dan gelen köle tüccarlarının gemileri Libya limanlarını kullanmıştır. Ancak Libya’nın askeri ve siyasi açıdan yeterli güce sahip olmaması, Osmanlı Devleti’nin himayesine girmesine yol açmıştır. Bu doğrultuda Libya, Osmanlı Devleti’ne bağlı bir eyalet olarak yönetilmeye başlanmıştır. Osmanlı Devleti, 1553 yılında bu bölgeyi Trablusgarp olarak adlandırmıştır.
Osmanlı Devleti Libya’yı önemli bir merkez hâline getirmiş olmakla birlikte, iç meselelerine sınırlı ölçüde müdahale etmiştir. Bununla birlikte, Libya’nın liman kenti olmasından kaynaklanan coğrafi avantajı Osmanlı Devleti için önemli bir stratejik değer taşımıştır. Osmanlı Devleti, Libya ile birlikte Tunus ve Cezayir’i de kapsayan güçlü bir Akdeniz hâkimiyeti kurarak uzun süre uluslararası konjonktürde önemli bir üstünlük elde etmiştir.
Osmanlı Devleti’nin Afrika’daki son kaybettiği topraklardan biri Libya olmuştur. İtalyan işgaline karşı direniş sürecinde İttihat ve Terakki yönetimi, Şeyh Senusi ile anlaşarak Libya’ya askeri yardım göndermiştir. 1912 yılında İtalyanlarla barış yapılmasına rağmen Libya’da bulunan Osmanlı destekli kuvvetler mücadeleyi 1918 yılına kadar sürdürmüş ve İtalyan kuvvetlerini sahil bölgelerinde tutmayı başarmıştır. Bu süreç, Libya halkının Türklere duyduğu güvenin artmasına katkı sağlamıştır. Bu doğrultuda Şeyh Senusi de Mustafa Kemal Atatürk’ün kuvvetlerine destek vermiştir.
Libya uzun bir süre İtalyan hâkimiyetinde kalmıştır. 1930’lu yıllarda İtalyan yönetimine karşı ayaklanan Şeyh Senusi, Mustafa Kemal Atatürk’e mektup göndererek destek talebinde bulunmuştur. 1951 yılında ise Libya, Şeyh İdris liderliğinde bağımsızlığını kazanmıştır.
Libya’da Muammer Ebu Minyar el-Kaddafi, yeni kadrolar içerisinde yetişmiş ve 1969 yılında Kral İdris’e karşı gerçekleştirdiği darbe ile yönetimi ele geçirmiştir. Libya’nın etnik yapısına bakıldığında ülkenin temelde iki ana etnik gruptan oluştuğu görülmektedir. Bunlardan ilki Mısır’dan Libya’ya göç eden Arap kökenli topluluklar, ikincisi ise Kuzey Afrika’da geniş bir coğrafyada yaşayan Berberilerdir.
Kaddafi döneminde kadınların sosyal hayata katılımını artırmaya yönelik çeşitli reformlar gerçekleştirilmiştir. Kadınların eğitimine önem verilmiş ve Libya Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin yaklaşık %60’ını kadınlar oluşturmuştur. Ayrıca Libya ordusunda kadın askerler de görev almıştır. Bunun yanı sıra eğitim sistemi ve dinî öğretim alanında çeşitli değişiklikler yapılmıştır. Ancak bu değişiklikler Arap dünyasında farklı tepkilere yol açmıştır.
Kaddafi yönetimi aşiret yapısını siyasal güç olarak kullanmıştır. Kendi aşiretine bağlı kişileri güvenlik birimlerinde görevlendirmiştir. Petrol gelirlerinin artmasıyla birlikte devlet tarafından birçok aileye düzenli maaş verilmiştir. Ancak bu ekonomik model üretime dayalı bir toplum yapısının gelişmesini engellemiştir. Aynı zamanda Kaddafi yönetimi, toplumun bilinçlenmesini önlemek amacıyla yabancı medya kanallarının izlenmesine sınırlamalar getirmiştir.
Kaddafi, Arap dünyasında birlik oluşturma amacıyla çeşitli girişimlerde bulunmasına rağmen bu konuda başarılı olamamıştır. Bunun önemli nedenlerinden biri, bölgede özellikle Batılı devletlerin siyasi, ekonomik ve askeri etkisinin güçlü olmasıdır.
2011 yılında Arap Baharı’nın etkisi Libya’ya da yansımış ve Muammer Kaddafi yönetimi devrilmiştir. Kaddafi’nin devrilmesinin ardından Libya’da iç savaş başlamış ve ülke uzun süreli bir siyasi istikrarsızlık sürecine girmiştir.
Birleşmiş Milletler’e bağlı Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre Libya’da yaşanan çatışmalar sonucunda binlerce kişi hayatını kaybetmiştir. Bunun yanında yaşanan çatışmalar, uluslararası göç sorununu da beraberinde getirmiştir. Birleşmiş Milletler verileri, on binlerce Libya vatandaşının ülkelerini terk etmek zorunda kaldığını göstermektedir. Uluslararası toplumun iç savaşın sona erdirilmesine yönelik çağrılarına rağmen Libya’daki çatışmalar uzun süre devam etmiştir.
2014 seçimlerinin ardından Libya’da iki farklı siyasi yapı ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri ülkenin doğusunda, Mısır sınırına yakın Tobruk kentini kontrol eden Temsilciler Meclisi, diğeri ise başkent Trablus’u kontrol eden Ulusal Mutabakat Hükümetidir.
Aynı dönemde Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) adlı terör örgütü de Libya’da faaliyet göstermeye başlamıştır. 2015 yılında örgüt, Kaddafi’nin doğum yeri olan Sirte kentini kontrol altına almıştır. Ancak daha sonra Misrata merkezli güçler tarafından bu bölgeden çıkarılmıştır.
Libya sorunu küresel ve bölgesel boyutlara sahip bir kriz hâline gelmiştir. Çünkü Libya’daki iç savaşta birçok küresel ve bölgesel aktör, kendi ulusal çıkarlarını korumak amacıyla farklı siyasi ve askeri gruplara destek vermektedir. Bu durum uluslararası ilişkiler literatüründe vekâlet savaşı (proxy war) olarak adlandırılmaktadır.
Merkezi Trablus’ta bulunan Ulusal Mutabakat Hükümeti, Birleşmiş Milletler, Türkiye ve Avrupa Birliği tarafından meşru hükümet olarak tanınmaktadır. Buna karşılık Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi’ne bağlı güçler ise Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Fransa ve Rusya gibi ülkeler tarafından desteklenmektedir.
Libya’da yüzü aşkın silahlı grubun faaliyet gösterdiği bilinmektedir. Bu gruplar arasında en etkili olanları şunlardır:
- Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne bağlı askeri birlikler
- Misrata merkezli silahlı güçler
- General Halife Hafter’e bağlı Libya Ulusal Ordusu
- Zintan merkezli silahlı gruplar
Bu gruplar arasında zaman zaman yoğun silahlı çatışmalar yaşanmaktadır. Hafter güçleri ile Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne bağlı birlikler birçok cephede karşı karşıya gelmiştir. Trablus’u ele geçirmek amacıyla başlatılan askeri operasyonlar sırasında çeşitli bölgelerde çatışmalar meydana gelmiştir.
2025 yılında yeniden artan çatışmalar Libya’nın siyasi istikrarını tekrar tehdit etmeye başlamıştır. 2026 yılı itibarıyla ülkede farklı ideolojik temellere dayanan siyasi yapılar arasında kalıcı bir uzlaşma sağlanamamış ve güçlü bir merkezi devlet yapısı oluşturulamamıştır.
Sonuç olarak Libya’nın coğrafi yapısı, aşiret temelli toplumsal düzeni ve uzun süre devam eden otoriter yönetim biçimi ülkede demokratik kurumların gelişmesini zorlaştırmıştır. Arap Baharı’nın etkisi Libya’da siyasi, ekonomik ve toplumsal dönüşüm süreçlerini tetiklemiş; ancak bu süreç ülkenin uzun süreli bir iç savaşa sürüklenmesine yol açmıştır.
Libya sorunu günümüzde de küresel ve bölgesel aktörlerin müdahil olduğu çok boyutlu bir kriz olarak varlığını sürdürmektedir.
Fotoğraf: Anadolu Ajansı
POLSAM | POLİTİK STRATEJİLER ARAŞTIRMA MERKEZİ