URMİYE’DE NEVRUZ OLAYLARI: PKK/PJAK PROVOKASYONLARI VE TÜRK DİRENİŞİ

Zeynep Gizem Özpınar

Bölge Çalışmaları Uzmanı

İran’ın Batı Azerbaycan eyaletinde yer alan Urmiye şehrinde yaşanan son protestolar, bölgedeki demografik dengeleri ve etnik kimlik mücadelesini yeniden gündeme taşımıştır. Güney Azerbaycan Türklerinin yoğun yaşadığı bu kadim şehirde, Nevruz kutlamaları sırasında PKK/PJAK sempatizanlarının Türklük karşıtı söylemleri ve provokatif eylemleri, halkın büyük tepkisiyle karşılaşmıştır.

Tarihsel olarak, Güney Azerbaycan bölgesi Safevîler döneminden itibaren İran’daki Türk nüfusunun en güçlü merkezlerinden biri olmuştur. 19. ve 20. yüzyıllarda İran’daki merkeziyetçi yönetim anlayışı, Azerbaycan Türklerini kültürel ve siyasi olarak baskı altına almayı hedeflemiş, Pehlevî Hanedanı döneminde Türklere yönelik Farslaştırma politikaları resmî bir devlet stratejisine dönüşmüştür. 1925’ten sonra Azerbaycan Türkçesinin kamusal alanda yasaklanması, Türk okullarının kapatılması ve etnik kimliklerini vurgulayan faaliyetlerin bastırılması, bugünkü sosyo-politik dinamiklerin temelini oluşturmuştur.

İran’ın 1979’daki İslam Devrimi’nden sonra teokratik rejimin baskıcı yapısı devam etmiş, ancak Azerbaycan Türkleri üzerindeki asimilasyon politikaları daha sofistike hale gelmiştir. Son 20 yılda ise İran devleti, PKK’nın İran’daki uzantısı olan PJAK’ı kullanarak Urmiye ve çevresindeki demografik yapıyı değiştirme girişimlerini hızlandırmıştır. Bölgeye PKK-PJAK yanlısı Kürt nüfusu yerleştirerek, bölgedeki Türk kimliğini zayıflatmayı ve stratejik bir nüfus kayması yaratmayı hedefliyor. Bu durum, yalnızca demografik yapıyı değiştirmekle kalmayıp, aynı zamanda bölgedeki etnik çatışmaları körükleyerek İran’ın kendi iç istikrarını da kontrol altında tutma stratejisinin bir parçası olarak değerlendirilebilir. İran’ın bu politikası, bölgesel dengeleri kendi lehine şekillendirme amacını taşırken, Türkiye ve Azerbaycan’ın Güney Kafkasya’daki etkisini sınırlandırma girişimi olarak da okunabilir. Bölge Türklerinin direnci ve kimliklerini koruma çabaları karşısında rejim, Kürt unsurlarını demografik bir silah olarak konumlandırarak, bölgeyi etnik bir fay hattına dönüştürmeyi amaçlamaktadır. Son Nevruz kutlamaları sırasında yaşananlar da bu politikanın sahadaki sonuçlarından biridir.

18 Mart’ta çevre şehirlerden (Mahabad, Bane, Bukan, Sardesht, Sanandaj ve diğerlerinden) Urmiye’ye dışarıdan getirilen PKK/PJAK sempatizanları, “Urmiye Kürdistan’dır” sloganları eşliğinde Irak Kürt Bölgesel Yönetimi bayraklarını dalgalandırarak kışkırtıcı bir tavır sergilemiştir. Bu durum, Güney Azerbaycan Türklerini harekete geçirdi. “Urmiye Türkündür, Türkün kalacak” ve “Azerbaycan uyandı, Kürtler misafirimizdir” sloganlarıyla sokaklara dökülen on binlerce kişi, İran rejiminin asimilasyon politikalarına ve bölgedeki toprak iddialarına karşı güçlü bir direniş ortaya koymaktadır.

İran’ın bu stratejisinin arkasında sadece demografik değişim değil, aynı zamanda Türkiye ile Azerbaycan arasında bir tampon bölge oluşturma isteği, Güney Kafkasya’da Türkiye’nin artan etkisini dengelemeye yönelik bir hamle olarak da değerlendirilebilir. Bu strateji, İran’ın bölgesel nüfuzunu koruma çabasının bir parçası olarak, Türkiye’nin Zengezur Koridoru gibi projeler üzerinden Orta Asya ile doğrudan kara bağlantısı kurma hedefini sekteye uğratma amacı da taşımaktadır. Urmiye’nin Kürtleştirilmesi, Türkiye’nin Güney Kafkasya ve Orta Asya ile olan bağlantı hattını kesme, Azerbaycan Türklerinin İran’daki nüfuzunu zayıflatma hedefleriyle örtüşmektedir. İran, bu politikayı yürütürken PKK’nın İran’daki kolu olan PJAK’ı da aktif bir araç olarak kullanmaktadır. Silahlı bir yapı olan PJAK, yalnızca etnik kimlik üzerinden değil, aynı zamanda potansiyel bir kriz durumunda silahlı eylemlerle bölgeyi daha da istikrarsızlaştırma kapasitesine sahiptir.

Bölgede dikkat çeken bir diğer nokta ise İran rejiminin çifte standardıdır. Azerbaycan Türklerinin Çaharşanbe Suri gibi kültürel etkinlikleri yasaklanırken, aynı türden törenlerin Kürtlere serbest bırakılması, rejimin ayrımcı politikalarını gözler önüne sermektedir. Bu tür uygulamalar, Güney Azerbaycan Türkleri arasında rejime karşı artan bir hoşnutsuzluğa ve milli bilincin daha da güçlenmesine neden olmaktadır.

İran’ın Güney Azerbaycan üzerindeki demografik mühendislik çabaları ve PKK/PJAK gibi terör unsurlarını araçsallaştırması, bölgeyi yalnızca etnik bir çatışma sahasına değil, aynı zamanda Türkiye ile İran arasında jeopolitik bir mücadele alanına dönüştürmektedir. Urmiye’deki protestolar, Güney Azerbaycan Türklerinin kimliklerini, topraklarını ve geleceklerini savunma kararlılığının bir tezahürüdür. Bu direnişin gelecekte, Güney Azerbaycan Türklerinin daha güçlü bir milli hareket oluşturmasına ve İran’ın etnik mühendislik politikalarına karşı uluslararası toplumda daha fazla farkındalık yaratmasına yol açabileceği öngörülmektedir. Ayrıca, Türkiye ve Azerbaycan’ın bölgesel politikalarına stratejik bir dayanak oluşturma potansiyeli de göz ardı edilmemelidir. Bu süreçte Türk dünyasının tavrı ve uluslararası kamuoyunun bu duruma nasıl yaklaşacağı, bölgedeki dengeleri doğrudan etkileyebilir.

Yazar zeynepgizemozpinar

Diğer Yazımız

NORM ÇÖKÜŞÜ: KÜRESEL DÜZENİN DAĞILIŞI

Hasan BİRGÜL Dış Politika Araştırmacısı Küresel siyasette son dönemde yaşananlar, artık tek tek krizlerle açıklanamayacak …