ÜTOPİK BİR DÖNÜŞÜM HAREKETİ OLAN EKOLOJİK KÖYLERE DAİR BİR DEĞERLENDİRME

Uzm. Özgür VURAL 

Doğaya mı kaçıyoruz? Doğaya mı dönüyoruz?” 

Sanayi devriminden sonra temel ihtiyaçlar seri bir şekilde üretilmeye başlamıştır. Bu üretim tarzı tüm kaynakların kontrolsüzce fabrikalara transferine neden olmuştur. Servet sahibi olmak ve yeni oluşan fırsatlardan faydalanmak için köylerden şehirlere gelişigüzel bir göç hareketi başlamıştır. Tahmin edilemeyen şekilde meydana gelen bu gelişme; teknolojiyi kontrol edenler için zenginlik, bolluk ve lüks çağını getirmiştir. Böylece çok pahalı ve sürdürülemeyen bir yaşam biçimi hızla popüler hale gelmiştir. Gezegenin sınırlı kaynaklarının sınırsızmışçasına kullanımı; eldeki imkanların çok üstünde bir yaşam olarak insanların tüketimine sunulmuştur. 

17.yy’da yaşanan bilim ve teknolojideki gelişmeler ve Sanayi Devrimi’nin de etkisi kendini güç ve zenginlik rekabetinin içinde bulan, rasyonel düşünen çıkarcı bireyleri meydana getirmiştir. Bu durum doğal yaşamın; toprak ve mal varlığına, tüketim için büyük bir depoya, atıklar için ise geniş bir çöplüğe indirgenmesine sebep olmuştur. Günümüzde birçok ekolojik ve sosyal krizler yaşanmaktadır. Toplumda çevresel duyarlılığa sahip olan kitlesel hareketler söz konusu gelişmelere dair bir çözüm bulma gayreti içerisindedir. 

Eko-köyler; kaynaklar üzerindeki kontrolü sağlamaya çalışan, güçlü ortak değerlere sahip, araştırma, sergileme ve eğitim merkezleri olarak etkinlikler yapan, topluluk halinde olmanın son derece önemli olduğu hiçbir yere bağımlı olmayan sivil girişimlerdir. Eko-köy modelleri adalet ve sürdürülebilirlik ile mutlu ve iyi bir hayat sürdürme arzuları arasında bir denge kurulmasına olanak tanımaktadır (Dawson, 2012: 50-69). Eko-köyler doğayla birlikte verilen bir mücadelenin ürünüdür. Geleceğe dair bir umut ışığı olarak karşımıza çıkmaktadır. Açlık ve kıtlık tehlikesine karşın, dünyayı daha verimli hale getirebilmek için iyi bir yöntemdir. Bu sadece daha büyük, iyi ve gür bitkiler yetiştirme olanağından daha fazlasını sunmaktadır. Eko-köylerde bir vizyon vardır ve bu vizyon sayesinde insanların varlığı devam edecektir (Trevelyan, 2018: 17). 

Ekosistemi düşünmek, insanı da içine alan bir bütünü düşünmek anlamına gelmektedir (Balaban, 2014: 103). Ekolojik yerleşim yerine dahil edilen her şey bir bütüne aittir. Bu bütüne eklenecek her maddi veya manevi unsur zaman içerisinde kendisine yer bulacaktır. Uyumsuz olan, asla bütüne eklemlenemez ve bütünün yapısını bozmaya meyillidir. Bitkilerin gelişim süreci topluluğun gelişim süreciyle bağlantılı hale getirilirse bütünle uyum daha çok sağlanmış olacaktır. Bu yerleşim yerinde öğrenilen; her şeye yeni bir bakış açısıyla bakma bilincidir. Yenilik ancak böyle sağlanabilecektir (Findhorn Topluluğu, 2018: 37-74). 

Eko-köyler gelecek için oluşturulan bir yaşam biçimi olarak görülmektedir. Bu oluşumları ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetlerin barış içerisinde bütünleştirildiği yer olarak tarif etmek mümkündür. Eko-köyler emek yoğun faaliyetlerin yoğunlukta olduğu insan merkezli yerleşim yerleridir. Bu tip faaliyetler, dayanışma ihtiyacının ve bilincinin oluşmasını sağlamaktadır. Her eko- köyün kendine has bir yönelimi vardır. Bu yönelim aynı zamanda kendine has bir duyarlılık ve faaliyet alanı oluşmasını sağlamaktadır. Bireyler, diğer bireylere ve çevreye saygı duymak koşuluyla nitelik ve yeterlilikleri doğrultusunda kendisini gerçekleştirebilmektedir (Topbaş, 2010: 1-2). 

Eko-köylerin belirli bir kalıbı yoktur. Hemen hemen hepsi kültürel, mimari, ekonomik, iklimsel koşullara bağlı olarak farklılık göstermektedir. Sürdürülebilir topluluklara her yerde rastlamak mümkündür. Bu topluluklar zengin ya da yoksul olabilmektedir. Kentte ya da kırsalda yapılanabilmektedir. Tropikal, ılıman ya da çöl ikliminde faaliyet gösterebilmektedir. Eko-köylerin belirli birer dini inançları da mevcut değildir. Popüler dinlerin yanı sıra yerel dinlerin de etkin olduğu çeşitli inanç sistemine dayanan geniş bir yelpazede olabilmektedirler.  

Kentsel eko-köyler daha az araba kullanımı ve daha bir arada yaşamaya odaklı konutlara sahip olmaya dikkat etmektedir. Kırsal eko-köyler ise daha çok organik besin üzerine yoğunlaşmışlardır. Zengin ülkelerdeki eko-köyler toplumsal yabancılaşmaya ve aşırı ürün tüketimine karşı direnç göstermektedirler. Zengin olmayan ülkelerdeki eko-köylerde ekonomik ve ekolojik açıdan sürdürülebilirliği sağlama imkanları aranmaktadır. Bazı eko-köylüler politik anlamda kendilerini ifade etmeyi yeğlerken; bazıları sadece yaşam tarzlarına odaklanıp bu yolla kendilerini ifade etmeyi tercih etmişlerdir (Litfin, 2017: 26-34). 

Eko-köylerin standardize edilmesi mümkün değildir. Belirli standartlara sahip olamaması nedeniyle de kesin bir tanımını ortaya koymak oldukça güçtür. Fakat 16. yy’ dan 21. yy’ a kadar sürdürülebilir topluluk ütopyasının tanımlanmasında kullanılan kavramların incelenmesi sonucunda bazı kavramsal çıkarımlar yapılabilmektedir. Bu çıkarımlar; yeni yaşam tarzı oluşturma, komün bir şekilde yaşama, kentsel çözümleme yapma, yerleşim önerisi belirleme, bütünü kapsayan bir sistem oluşturma, eko-köyü yorumlama, strüktürel yapıyı oluşturma, ortak uyumu sağlama olarak karşımıza çıkmaktadır. Ekonomik gelişmeler, kültürel yenilikler ve ideolojik değişimler, çalışan nüfusun iş kapasitesinin zorlanması, sanayileşmenin getirdiği toplumsal sorun ve sıkıntılar 20. yy’ ın ikinci yarısından sonra bireylerin doğal ve tarihi olana ilgisini ve verdiği önemi artırmış; beğeniler ve beklentilerde değişim görülmeye başlanmıştır (Asımgil, 2017: 95-97). 

Bir eko-köy yerleşimi oluşturmaya yönelik genel-geçer, ortak bir yöntem mevcut değildir. Her eko-köy yerleşiminin kendine özgü bir kurulma hikayesi ve amacı olduğu gibi kuruluş yöntemleri ve kuruldukları yerin coğrafi özellikleri bakımından da farklılık göstermektedir. Eko-köylerin ortak özellikleri çok olsa da oluşum sürecindeki ortaya çıkış serüvenleri veya amaçları birbirinden farklı olabilmektedir. Bu nedenle eko-köyleri ortak bir tanımın kapsayıcılığı içerisine sokmak oldukça zordur (Kılıç ve Kurnaz, 2010: 40-42). 

Sanayi Devrimi ile birlikte ortaya çıkan aşırı tüketim eksenindeki standartlaşma ve küreselleşme, ekolojik denge üzerinde çok ciddi tahribat yaratmaya başlamıştır. Nitekim sınırlı sayıdaki kaynakların sınırsız bir şekilde tüketilmesi durumundan beslenen kapital sermaye sahiplerinin bu tüketim algısı ekseninde insanların hareket etmesine yönelik stratejiler geliştirmesi ve bunu insanlara empoze etmesi insan ve doğa ilişkisini çok ciddi bir şekilde yıpratmıştır. Bu durum doğaya karşı hassas bir tavır sergileyen ekolojik düşüncenin atmış oldukları somut adımları sıklaştırmasına neden olmuştur. 

Eko-köy oluşumları da böylesi bir farkındalığın sürdürülebilir bir dünya kurgusu oluşturabilmek adına atmış olduğu çok değerli adımlardan bir tanesidir. Eko-köyler doğa ve insan ilişkisinin denge ve saygı çerçevesinde bir bütün teşkil edecek düzeyde kalmasını savunmaktadır. Geleceği düşünmeden gerçekleştirilen kaynak tüketiminin yarattığı olumsuzlukların önüne geçmek isteyen eko-köyler, kendi kendilerine yete bilen ve gelecek nesillere kaynak aktarımını en üst düzeyde yapabilen yaşam alanı tasarısıdır. Bu yaşam alanları içerisinde yaşayan insanların hem doğayla hem de insanla olan ilişkileri doğal süreçler içerisinde şekillenmektedir. Nitekim ilişkiler ortak bir amaç için kendi haline bırakıldığı zaman içerisinde oluşturulan toplumun tüm dinamikleri yerine oturmuş olacaktır. Eko-köyler, doğa ile uyum sağlandığı takdirde günümüzde meydana gelen hiçbir çevresel soruna artık rastlanmayacak düşüncesini benimsemektedir. 

Sonuç olarak eko-köylerin sürdürülebilirlik ekseninde ekolojik denge unsuruna sıkı sıkıya bağlı prensiplerle hareket ettiği görülmektedir. Eko-köyler’in amacı bugüne kadar ki tahribatın negatif etkilerini insan ve doğanın organik ilişkisi perspektifinde sıfır karbon ayak izi bırakarak minimum seviyeye getirip yok ederek mümkünse tam anlamıyla ortadan kaldırmaktır. Bu nedenle de ekolojik denge bağlamında hareket ederken doğa-insan ilişkileri düzenlenirken bugüne kadar ki insan üstünlüğünün ilişkiye vermiş olduğu zararı nötrlemek adına eko-köylerde doğanın üstün olduğu bir anlayışla hareket edilmeye çalışıldığı görülmektedir. 

Kaynakça

Asımgil, B., (2017). XVI. Yüzyıldan Günümüze Eko- Köylerin Tanımlama Yaklaşımlarına Göre Karakteristik Özelliklerinin Saptanması. Trakya Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Dergisi, cilt.2, sa. 18, 95- 111. 

Balaban, Y., (2014). Organik Tarım. Ankara: Elma Yayınevi. 

Dawson, J., (2012). Ekoköyler: Sürdürülebilirliğin Yeni Ufukları. İstanbul: Sinek Sekiz Yayınları. 

Findhorn Topluluğu (2018). Ekoköy Findhorn. İstanbul: Yeni İnsan Yayınevi. 

Kılıç, B., & Kurnaz, A., (2010). Alternatif Turizm ve Ürün Çeşitliliği Oluşturmada Ekolojik Çiftlikler: Pastoral Vadi Örneği. İşletme Araştırmaları Dergisi, cilt.2, sa.4, 39- 56. 

Litfin, K., (2017). Ekoköyler Sürdürülebilir Bir Toplum İçin Dersler. İstanbul: ALFA Araştırma. 

Trevelyan, S. G., (2018). Önsöz. F. Topluluğu içinde, Ekoköy Findhorn (pp. 15- 24). İstanbul: Yeni İnsan Yayınevi. 

Fotoğraf: ekoyerleske.com

Yazar Özgür Vural

Diğer Yazımız

SAĞLIKTA DİJİTAL DÖNÜŞÜM ve POLİTİKA ENTEGRASYONU: KALİTE 4.0 ve ULUSLARARASI SAĞLIK YÖNETİMİNE YANSIMALARI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

NİL GÜREL Bağımsız Akademisyen, Serbest Öğretim Görevlisi, Araştırmacı Yazar Heraklitos’un dediği gibi değişmeyen tek bir şey …