
Osmanlı Türkçesi’ndeki medeniyyet kelimesi, Arapça’da “kent” anlamına gelen ve müdûn köküne dayanan medîne isminden türetilmiştir. Medenî (medeniyye) ve medînî ise “kente mensup olan, kentli” mânasına gelmektedir. Düşünce tarihi boyunca medeniyet teriminin kazandığı anlamların ortak noktası kent hayatının “sosyal, siyasal, entelektüel, kurumsal, teknik ve ekonomik alanlarda mümkün kıldığı birikim, düzey ve fırsatları” ifade ediyor olmasıdır (Kutluer, 2003: 296). Günümüzde medeniyet terimi üç ayrı anlamda kullanılmaktadır (Görgün, 2003: 298):
a. Başkalarına karşı görgülü davranma konusunda insana kendini kontrol etme yeteneği veren değer ve kurallar bütünüdür.
b. Gelişmiş toplumu, gelişmemiş toplumlardan ayıran özelliklerdir.
c. Ortak özellikler gösteren sosyal gruplar veya bunların bütünüdür.
“Medeni” kelimesini Gaspıralı da “kentli”, “medeniyet” kelimesini ise “kentlilik” manasında kullanmaktadır. Gaspıralı’nın görüşleri çerçevesinde konuyu analiz etmeye çalışalım. Kentli bir insan kırda ve sahrada oturan bedevi bir insandan rahatça, esenlikçe, ihtiyatlıca ve emniyetlice bir halde yaşayabileceğinden “medeniyet”ten söz edilirken insanların rahat, esenlik, emniyet üzere yaşamakta olduğu bir usul ve yaşama biçimi olduğu sonucu çıkartılır. Bunun için bir medeniyetin sayesinde insanlar, halkça ne derece rahat ve emin yaşarlarsa medeniyetin derecesi dahi ona nisbeten ileridedir. Medeniyetin ölçütü, halkın ondan istifadesidir (Gaspıralı, 2005a: 162).
Şimdiki medeniyet yeni bir medeniyet değildir. Eski yaşam biçiminin son şeklidir. Buna karşı iki itiraz söz konusu olabilir:
1. Her ne kadar Avrupa medeniyeti eski medeniyetlerden doğmuş ise de onlarda bulunmayan bir taze ruh ile (Hristiyanlık ile) taze can almıştır (Gaspıralı, 2005a: 163).
Avrupa medeniyeti Hristiyanlık ile yan yana devam etmiştir; fakat Hristiyanlık insanların geçimine ve birbiriyle ilişkisine yeni bir temel oluşturamamıştır. Hristiyanlığın başlangıcı, insanın yaratılışına aykırı birçok ahlaki kuraldan ibarettir. Bu kuralları yayanlar “kilise” beyliği teşkil edip, eski medeniyete taze can ve esas vermeyip, aksine kendileri eskilerin yaşam kurallarına boyun eğdiler. Baronlar, şövalyeler ve şato sahiplerinin, Roma soylularının yerine geçmesi gibi ruhban (din adamları) yerine kilise erbabı yerleşti. Halkın ise Roma medeniyetinin çöküp Avrupa’nın (güya) yeni medeniyetinin doğduğundan hiç haberi olmadı. Yine eski hukuksuzluk, talihsizlik, ölçüsüz sıkıntı ve zahmetten halk kurtulamadı. Aletler, usuller, örnekler değişti; fakat sonuç eski halinde kaldı.
2- Avrupa’nın şimdiki medeniyeti eksik bir medeniyettir; yapısı gereği zamanla ahlakın ve anlayışın ilerlemesi sayesinde eski medeniyetlerden kabul ettiği bazı esasları terk ederek iyice parlaklık kazanır.
Eksik esasları terkeder, yeni esas üzere kurulur ise bu medeniyet olgunlaşır. Ancak buna taze medeniyet denilir ise de Avrupa veya Hristiyan medeniyeti denilmez. Bu şöhretli medeniyetin namı ve zamanı geçmiş olur! Çok ertelere dalmayalım. Avrupa’nın medeni hali neydi ve şimdi nedir? Avrupa’nın hangi bir tarafına bakılırsa koca bir vilâyet ve bir milyonluk ahali, zulüm altında ezilip, bir dük, beş baron, on beş şövalye ve kırk papaza esir ve hiçbir hakkı olmayan hayvan gibi onlara alet ve geçim vasıtasıydı. Ve bu da taze medeniyete taze can veren Hristiyanlığın en parlak, en güçlü, nüfuzlu zamanıydı (Gaspıralı, 2005a: 164-165).
İsmail Bey, 1914 yılında 63 yaşında iken vefat etmiştir. Ömrü boyunca bıkmadan, usanmadan Türk halkları arasında kültürel bütünleşmeyi ve Rusya Müslümanları arasında “modernleşmeyi” sağlamak için çok yönlü çalışmalar yapmıştır. Bunlara örnek olarak, gazeteci ve yayımcılığını, “Usul-i cedit” eğitiminin yaygınlaşması için yaptığı çalışmaları, Rusya ve Dünya Müslümanlarının hakları uğrundaki mücadelesini sayabiliriz (Akpınar, 2005: 62).
Dönemin Avrupasına bakarsak milyonlar sarf edip çeşitli yerlerde Hristiyanlığa davet edip, ona özendirirlerken, Avrupa içlerinde kiliseye ve İncil’e iman kalmamıştır. Güya insan özgürlüğü için savaşlar yapmaktadırlar. Avrupa’nın her neresi olursa olsun, görünüşünün parlaklığı ile pek çok kimseyi aldatabilir. Bir baktıkça Avrupa yaşam biçimi ve medeniyeti gayet süslü, ziynetli ve güzel bir kadına benzetilmektedir; fakat, biraz da dikkat olunur ise kadının dişleri uydurma, saçları takma, o dolu dolu göğüsleri kabartma pamuk…Ve bir de o canfes elbiseler çıkartılırsa yaralara, uyuzlara tesadüf olunup yüz çevirmeden gayri yol kalmaz (Gaspıralı, 2005a: 170-171).
Özetle, insanlar güzel ahlaklı ve güzel huylu iseler toplulukları uzun ömürlü olur ve ilerler. Ancak tersi durumda “içten çürümeye başlamış elma gibi, derece derece dağılıp” yıkılmaya başlar. Önceden efendi olanlar bugün kul ve hizmetçi olurlar (Gaspıralı, 2005b: 195-196):
Korkaklar bahadırlar yerine yetişir.
Alçaklar insaflıların yerine geçer.
Cehalet perdesi bilginleri örter.
Tembellik, çabayı zapt eder.
Bu hale gelen toplumun sonu harap ve acınacak biçimdedir.
Kaynakça
Akpınar, Y. (2005). İsmail Gaspıralı: Hayatı. İsmail Gaspıralı Seçilmiş Eserleri:1 Roman ve Hikayeleri (s. 1562). Neşre Haz. Yavuz Akpınar vd. içinde İstanbul: Ötüken Yay
Gaspıralı, İ. (2005b). Darürrahat Müslümanları. İsmail Gaspıralı Seçilmiş Eserler: 1 Roman ve Hikayeleri (s. 167273). Çev. Y. Akpınar ve B.Orak. Neşre Haz. Yavuz Akpınar vd. içinde İstanbul: Ötüken Yay.
Gaspıralı, İ. (2005a). Avrupa Medeniyetine Bir Nazar-ı Muvazene (Avrupa Medeniyetine Eleştirel Bir Bakış). İsmail Gaspıralı Seçilmiş Eserler: 2 Fikri Eserleri (s. 158-184). Neşre Haz. Yavuz Akpınar . içinde İstanbul: Ötüken Yay.
Görgün, T. (2003). Medeniyet. TDV İslam Ansiklopedisi (Cilt 28, s. 298-301).
Kutluer, İ. (2003). Medeniyet. TDV İslam Ansiklopedisi (Cilt 28, s. 296-297).
Fotoğraf: Anadolu Ajansı
POLSAM | POLİTİK STRATEJİLER ARAŞTIRMA MERKEZİ